Ana içeriğe atla

USTA BİRLİĞİ ANILARI-I


Askerimiz acemi birliğinin akabinde 1 haftalık dağıtım izninin ardından usta birliğini yapmak üzere Şanlıurfa’ya gidecekti. Usta birliği ne demek bilmeyen askerimiz, dağıtım izniyle ilgili duygu ve düşüncelerini şu şekilde aktarıyor.
Biz de o zamanki duygu ve düşüncelerini aktarırken kullandığı cümleleri hiç değiştirmeden sizinle paylaşıyoruz.:
Özgürlük güzeldi. En güzeli de eşim ve kızımla zaman geçirmekti. Kızımı daha şimdiden özledim, eşimi de.. Ama, hasret bir aşkın koruna gelen rüzgar gibi. Ateşi körüklüyor,  güçlendiriyor. Ben de zaten sevdiğimi biliyordum ama, başka bir duygu işte.
Şanlıurfa seyahati olaylı başladı. Saat 23.00 yerine gündüz 11.00 bileti almışım. Akrabalara da gece 11 demiştim. Oysa gece otobüsü 00.00’daymış. Ama bu da iyi oldu. Biletimi değiştirdiler. 1 saat daha kazandım. Kızımla biraz daha vakit geçirecek olmak ne güzel. Sanki Azrail ile pazarlık gibi bir şey. 1 saati daha ailemle birlikte geçirdim. Herkes çok üşüdü ama ben onlarla beraber olmaktan gayet mutlu idim.
Bu arada Behram da geldi. Sağ olsun insan sevenini böyle günlerde daha iyi anlıyor. Biliyor, fark ediyor.
Hep derlerdi, askerlik insana çok şey öğretir diye. Gerçekten öyle. Bugüne kadar hep batıya doğru seyahat ettik. Türkiye’nin yarısın fark ettik. Diğer yarısındaki güzelliklerin farkında olamadık. Şimid fark etmeye gidiyoruz. Yıllar önce HT-Web Bölge Koordinatörü Ahin GÜNEŞ ağabeyimin avdetini de kabul etmiş olacağım.
Sıcaklığı dışınad herşey çok güzel diyorlar.  Allah yardım eder, şüphe etmemek lazım. Bakalım neler olacak.
Benim saatim 00:17 Başlamak bitirmenin yarısı. Yolun yarısı biti bile. Hayatımın en güzel haftasını geçirdim. Kızımla ve eşimle birlikte güzel anlar yaşadım. Bu anlar onları daha çok özlememe sebep oluyor ama bir yandan da gelecekteki güzel günlerin habercisi.
Onları çok seviyorum. Yol boyu uyumayı tercih edeceğim. Zor anlar beni bekliyor. Güç depolamak lazım vesselam.
Askerimiz, düşüncelerle dolu yolculuğun ardından Şanlıurfa’ya gelmiş, görev yapacağı bölüğe yerleşmiştir. Bölüğündeki ilk günlerde, yine fırsatını bulur bulmaz kalem sarılan askerimiz şu düşüncelerini paylaşıyor, bizimle.
Çarşambalar hep kara mı? Yıllar öncesi dostum Halil ile bir araya gelmiştik de, Kara Çarşamba demiştik. O gün bugündür, çarşambalar kara. Bugün çok gerildim, çok dolmuşum. Dokunsan ağlayacak gibi olmuştum ve dokundular, ağladım da, gözyaşlarım içime aktı…
Aslında ortada bir şey yok. Normal, askerlik halleri ama yaşlılık, hasret derken Çarşamba kara bir gün oluverdi. Başta kızdığım komutan (sonradan öğrendim uzman çavuşmuş) sonra çok iyi davranmaya başladı. Ama üstümdeki karanlığın gitmesi zaman almıştı.
Böyle durumlarda insan yazmak bile istemiyor. Sadece boş boş oturmak, uzaklara dalmak ama düşünmeden. Çünkü düşünmek böyle durumlarda insanın başını zonklatıyor, burun direklerini sızlatıyor….
Bu belirisizlikler diyarında, insan her an kaderinin ona sunacağı haritayı görmek için bekliyor. Acemilik nerede, gittiğin yer iyi mi kötü mü? Yemek nasıl? Sağlık hizmeti nasıl? Ziyaretçin gelebilir mi? Ankesörlü telefon var mı? Mı? Mi? Mu? Mü? Hep soru, hep soru. Tam bir yere alışmışken başak yer. Ankara’dan Akçakaya . (Askerimiz daha gideceği ilçenin adını bile tam bilmiyor, Akçakale yerine Akçakaya yazmış) Akçakaya’dan Suruç. Oradan nere? Belli değil. Kafa bir milyon. Bugün 16 Haziran, eşimin doğum günü. Ben ise burada, belirsizlik içinde…
Sevgili defterim, 2 gün ayrı kaldık seninle. Bugün içimden şunları yazmak geldi sana:
Hava sıcaktı ve rüzgarlı.
Her tarafta havlama sesleri ve yemek yeniyordu.
Kimsenin umurunda değildi köpekler.
Onlarla birlikte yemek yemeğe alışmıştı askerler.
Açık havada yenildiği için rüzgarın da önemi yoktu.
Ortalıkta bir çok kaba insan.
Küfür normal konuşma yerine geçmişi bile.
Ama pek umursanmıyordu.
Askerlik bu, kibar davranacak değil ya deniyordu.
Önce gelen, sonra geleni hor görüyor,
Bu da hiç yadırganmıyordu.
İlaç almanın ve hatta ve hatta
Hastalanmanın bile saati vardı burada
Gece uyanıp sayılmak da gayet normaldi.
Saygı yoktu ama saymak çoktu, koyun gibi yaşanılan bu hayatta.
Koyun gibi sayılmak niye tuhaf olsun ki, herkes bu hayata alışmıştı
Bir ben alışamadım, bir ben yadırgadım
O yüzden bendim yadırganan bu hayatın içinde…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Usta Birliği

Usta Acemi Akçakale'de.. Güya ustabirliğine geldik. Hala acemiyiz. Acemi gel-git. Otları temizle, servis aç. Her ne kadar ilk 2 gün sürekli televizyon izleyerek geçse de, acemisin acemi… İlk göz ağrımda güzel gelişmeler de oldu. Bileti olduğum Yazıcı Fatih harika bir insan ve dost. (Bilet: Asker dilinde, teskeresine az kalan kişinin yerine geçecek kişiye verilen isim. Gelir gelmez biletimi istemiş olmasından, bunun böyle olduğunu anladım.) Ayrıca ilk kez bir revirciyle iyi anlaştık. Hemşerim Selim (Abi) yaşlarımız aynı ama, o kel, daha yaşlı duruyor.  Panik atak yine başıma bela. Yan tarlaya yangın sıçradı, ben bir şey yapamadım. Adam yani komutan tembellik yapıyorum sandı, enseme vurdu. Beni anlayınca ise özür dilemek amacıyla olsa gerek daha iyi davranmaya başladı. Bu askerlik bitene kadar panik atağımı yeneceğim, başka çaresi yok. Sinirlerim boşaldı, gözümden yaşlar döküldü. Uzmanın verdiği sigara değil de, hasret gözyaşları beni bana getirdi. Tam her şeye ve...

Alternatif Turizm Önerisi

Turizm firmalarından biri o yıl çok farklı bir organizasyon düşünmüştü. Zaten azalan turist sayısı, döviz kurunun yükselmesi, yurt dışındaki ülkelerde de meydana gelenekonomik sıkıntılar nedeniyle, önümüzdeki yılın turizm açısından çok da verimli olmayacağı görüşü hakimdi. Bunun üzerine bir de bakanın da turizmi geliştirmek için uykuya dalıp rüya bekler vaziyette olması işin vahametini tümden artırıyordu. Ve turizmciler proje peşindeydiler. İşte bir turizm firması yarışma başlatmış en iyi projeyi sunan kişiye, 2 kişilik tatil hediyesini de ortaya koymuştu. Hem de 5 yıldızlı bir otelde, hiçbir masraf yapmamak üzere. Hatta cüzi miktarda da olsa cep harçlığı vereceğini bile açıklamıştı. Yeter ki bir çözüm üretelim düşüncesi vardı. AR-GE Mühendisleri de gece gündüz çalışıyor ama ortaya koydukları düşüncelerin hiçbiri beğenilmiyordu. Birkaçı denenmiş ama sonuç alınamamıştı. Umutsuzluk her geçen gün artıyordu. Turizm Proje Yarışması deva ediyor, her gün onlarca posta ve e-posta geliyor...

KAYSERİ-İSTANBUL YOLCULUĞU ANILARI

27 Mart 2003 Saat 23.15, 23:00 otobüsü için bilet almış olmama rağmen, halen yola çıkabilmiş değiliz. Aslında gidegele buna da alışıyor insan. Hem, neyimiz tam zamanında ki?!.. Yine asi yanım tutmasın. Sonuçta bu toplum içinde yaşıyoruz. Ayrıca ben bu satırları yazana kadar otobüs de harekete geçti bile... Saat 23:16. Kayseri'den yola çıktık. Yolumuz açık olsun, Allah kazasız belasız bir yolculuk versin. Sonuçta hayatın kendisi bir yolculuk değil mi? Acaba nereye gidiyoruz, bir de bu belli olsa... Ne çok mutlu olacağım. Ama belki de hayatın anlamlı olmasını sağlayan da hayatın sürprizleri olsa gerek. Tarihte 27 Mart'ta ne oldu bilemiyorum ama HT Tarihinde çok şey oldu. Bugün bir devrim gerçekleşti. Ve her devrimde olduğu gibi, deviren de devrildi belki ama, bataklığı dolduran tank misali, benden sonrasına huzurlu bir ortam bırakabilmenin mutluluğu yaşadım. Sonra Saadettin Tantan'a, Erkan Mumcu'ya, Adnan Kahveci'ye hak vermekten kendimi alamadım. Çetelerle uğraş...